Sahadan Rapor 2: Çocuklarımızı Dijital Çağa Kurslarla mı Hazırlıyoruz?

İkinci misafir yazarımız Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmeni Yasemin Can (yascan@gmail.com). Çok önemli bir soruna değinmiş: teknoloji okuryazarlığı.


Türkiye’de eğitim politikalarında son yılların en sık duyduğumuz kavramları şunlar:

“Yapay zekâ”, “dijital okuryazarlık”, “21. yüzyıl becerileri”, “teknoloji çağı”…

Konuşmalar büyük. Vizyon belgeleri iddialı. Tanıtım programları gösterişli. Peki sınıfa girdiğimizde ne görüyoruz?

Dijital dünyanın içinde doğmuş çocuklara, dijital dünyayı anlamayı haftada bir saate sığdırmaya çalışan bir sistem görüyoruz.

Bugün Bilişim Teknolojileri dersi yalnızca 5. ve 6. sınıflarda haftada 2 ders saati zorunlu. Bu iki kademeye alandaki birçok bilgi, beceri ve yetkinlik sıkıştırılmış durumda. Bu bile yeterli değilken imam hatip ortaokullarında ders 1 saate kadar düşürüldü üstelik müfredat aynı! Yabancı Dil Ağırlıklı proje okullarında ise tamamen kaldırıldı ve sadece 8. sınıflara verildi. Yani öğrencilerden; yapay zekâyı anlamaları, dijital güvenliği öğrenmeleri, bilinçli sosyal medya kullanmaları, algoritmik düşünmeleri, üretmeleri, sorgulamaları bekleniyor… Ama bunun için onlara verilen süre çoğu zaman haftada yalnızca bir ders saati. Bilişim Teknolojileri ve Yazılım dersi saatiyle çok kolay oynanan, ordan oraya düşünmeden kaydırılan ve gözden çıkarılan tek ders oldu nedense!

Özel okullarda bu dersler anaokulundan itibaren veriliyor ve bunu bir reklam malzemesi olarak kullanıyorlar. Bilişim Teknolojileri, Yazılım, Robotik dersleriyle övünüyorlar. Bu durum devlet okullarındaki öğrencilerle özel okul arasında büyük bir fırsat eşitsizliği de doğuruyor. Ancak maalesef bu fırsat eşitsizliği sadece teknolojik ürün almakla giderilemiyor. Bunun için mutlaka ilkokuldan itibaren her kademeye ders eklenmesi gerekmektedir.

Bir çocuk sadece 5 ve 6. sınıfta haftada bir saatle gerçekten dijital çağın risklerini anlayabilir mi?

Sosyal medya bağımlılığını, dijital zorbalığı, veri güvenliğini, manipülasyonu, yapay zekânın etik kullanımını, programlamayı, algoritmayı, teknolojiyi üretim amaçlı kullanmayı birkaç etkinlik ve birkaç online kursla çözebileceğimizi mi düşünüyoruz?

Daha da çarpıcı olan şu:

  • Okullara akıllı tahtalar kurduk.
  • Bilgisayar laboratuvarları açtık.
  • Robotik setler dağıttık.
  • 3D yazıcılar gönderdik.

Ama bütün bunları anlamlı şekilde kullanacak sistematik ders yapısını kurmadık.

Bugün birçok okulda milyonlarca liralık teknolojik yatırım ya hiç kullanılmıyor ya da göstermelik birkaç etkinlikten öteye geçemiyor. Çünkü teknoloji; sadece cihaz almakla değil, o cihazları pedagojik olarak kullanabilecek bir eğitim kültürüyle anlam kazanır. Maalesef ülkemizde bu kültür neredeyse hiç gelişmedi. Etkileşimli tahta kullanımı kitabın elektronik halini açmaktan öteye gidemedi.

Teknoloji var. Ama teknoloji eğitimi yok.

Üstelik mesele yalnızca teknik beceri de değil.Bilişim eğitimi; çocuklara sadece kod yazmayı öğretmez.

Aynı zamanda:

* dijital dünyada kendini korumayı,

* sosyal medyayı bilinçli kullanmayı,

* bilgi kirliliğini fark etmeyi,

* üretmeyi,

* sorgulamayı,

* teknoloji karşısında pasif tüketici olmamayı öğretir.

Bugün çocuklarımız saatlerini ekran başında geçiriyor ama biz onlara ekranı nasıl yöneteceklerini sistemli biçimde öğretmiyoruz.

İşte asıl sorun burada başlıyor. Çünkü dijital çağın okuma yazması artık sadece harflerden oluşmuyor.

Kodları okuyamayan, algoritmaları anlayamayan, yapay zekâyı sorgulayamayan nesiller yetiştiriyoruz. Sonra da bunu birkaç online kursla çözmeye çalışıyoruz.

Oysa dijital beceriler “ek faaliyet” değil, temel eğitim meselesidir. Bilişim Teknolojileri ve Yazılım dersi ilkokuldan itibaren her kademede zorunlu olmalı ve iki yıla sıkıştırılan öğrenme çıktıları sistematik ve kademeli bir şekilde dağıtılarak ilerleme sağlanmalıdır. Dünyada ülkeler çocuklara bilişimi ilkokuldan itibaren sistematik şekilde öğretirken, biz hâlâ bunu çevrimiçi kurslarla çözmeye çalışıyoruz.

İşte dünyada bilişim eğitiminden birkaç örnek:

1. İngiltere, 2014 yılında bilgisayar bilimlerini ilkokul seviyesinde zorunlu hale getiren ilk ülkelerden biri oldu. “ICT” yaklaşımını bırakıp doğrudan “Computing” dersine geçti. Öğrenciler küçük yaşlardan itibaren:

  • algoritma mantığını,
  • programlamayı,
  • dijital güvenliği,
  • problem çözmeyi öğreniyor.

2. Dijital dönüşümde dünyanın en başarılı ülkelerinden biri kabul edilen Estonya’da “Progetiiger” programıyla 1. sınıftan itibaren programlama ve dijital beceriler öğretiliyor. Estonya, bilişim eğitimini yalnızca teknik bir alan değil, temel vatandaşlık becerisi olarak görüyor.

3. Finlandiya’da programlama ve dijital okuryazarlık ilkokul müfredatına entegre edildi. Çocuklar erken yaşlardan itibaren:

  • algoritmik düşünme,
  • üretim odaklı teknoloji kullanımı,
  • dijital problem çözme becerileri kazanıyor.

4. Japonya’da ilkokuldan başlayarak bilgisayar bilimi ve dijital beceriler zorunlu eğitim politikalarının parçası haline getirildi. Amaç yalnızca teknoloji kullanmak değil; teknolojiyi anlayan ve üreten nesiller yetiştirmek.

5. Güney Kore’de bilişim eğitimi erken yaşlardan itibaren zorunlu hale getirildi ve öğrencilerin kodlama, algoritma ve dijital üretim becerileri kazanması hedeflendi.

Dünya çocuklarına algoritma öğretirken, biz çocuklarımızı algoritmaların insafına bırakıyoruz.

Ve artık şu soruyu açıkça sormamız gerekiyor: Bir ülke çocuklarını geleceğe hazırlamak istiyorsa, neden bilişim eğitimini hâlâ merkezde değil kenarda tutuyor?

Yasemin CAN

İlgili Yazılar

Babam

Babama yıllar önce hediye aldığımız saati bozulduğunda, yaptırmayı teklif ettim. “Gerek yok oğlum, zaten onun kadranını zor görüyorum” dedi. Bunun üzerine kendi saatlerimden birkaçını getirip

Devamını Oku »

Mükemmel Fırtınanın Yıktığı Baraj

“Sistem Çaresiz, Eğitim Sizde” kitabımın ilk baskısının yayınlanmasından az sonra kitabın temel tezini güçlü bir şekilde destekleyen bir karar ile üniversiteye giriş sınavında barajlar kaldırıldı.

Devamını Oku »

Sahadan Rapor 1

Katıldığım her TV programından sonra bana gelen bir eleştiri “saha” eleştirisi oldu.  Sahada olmadığım için sorunlara yeterince vakıf olmadığım düşünülüyor. Buna kısmen katılıyorum. Kısmen dememin

Devamını Oku »

Bu Yazıyı Paylaş