PISA 2025 sonuçlar defalarca yazılıp çizildi. Türkiye PISA’nın sürekli sınav yaptığı 3 alanda da performansını ciddi şekilde yükseltti. İki alanda ilk defa olarak OECD ortalamasını geçtik, bir alanda ise OECD ortalamasını neredeyse yakaladık. Nereden bakılırsa bakılsın, bu önemli bir başarıdır ve bu başarıda rolü olan herkesi tebrik etmek gerekir.
Öğrencilerin performansını ölçen zamana yayılmış bir sınavda performansta büyük bir değişiklik olduğunda eleştirel düşünenler sadece sevinmekle kalmaz, bu zıplamanın açıklanmasına da kafa yorarlar.
Türkiye’nin PISA Performansı Neden Yükseldi?
Beceri Temelli Sorular ve PISA Performansı
Performansın yükselmesinin önemli bir nedeni, Türkiye’de verilen merkezi sınavlarda PISA sorularına benzeyen “yeni nesil” ya da beceri temelli soruların kullanılmaya başlanması oldu. Dolayısıyla öğrenciler PISA’da alışık oldukları türden sorularla karşılaştılar. Buna bağlı olarak ülkede soru hazırlama kapasitesi de farklılaştı ve gelişti. Artık öğrencilerimiz PISA’da dezavantajlı değil.
Teknoloji ve Yapay Zekânın Öğrenmedeki Rolü
Teknoloji ve özellikle yapay zeka, özellikle son 3 yılda okulun yetersiz kaldığı durumlarda öğrencinin kendi kendine öğrenebilmesi için erişilebilir ve demokratik bir kaynak yarattı. Özellikle eğitim sisteminin sorunlu olduğu ülkelerde teknoloji eşitleyici bir rol oynuyor.
PISA Sınavına Özel Hazırlık Sonuçları Nasıl Etkiliyor?
Sınavın verildiği bazı okullarda, sınav için ciddi bir ön hazırlık yapılmış olduğuna dair emareler mevcut. PISA bu uygulamanın yapılmamasını özellikle öneriyor, fakat bazı okullarımızda deneme sınavları yapıldı ve etütler düzenlendi. Bu çabaların büyük ölçüde iyi niyetli veya bilinçsiz olduğunu düşünmekle birlikte, sınavın eğitim sisteminin normal çıktısını ölçme hedefine aykırı olduğu net. Sınava gireceklere diğer öğrencilerin almadığı bir eğitim vererek sınav sonuçlarını olumlu yönde etkiledik. Maalesef ülkemizde PISA bir durum tespiti aracı değil bir yarışma olarak algılanıyor.
Dijital Okuryazarlık ve Problem Çözmede Türkiye’nin Durumu
PISA her dönemde sınava dördüncü bir alan ekler. Bu dönemde eklenen alan kanımca çok önemli idi: dijital okuryazarlık ve hesaplamalı problem çözme. Sınava katılan tüm ülkelerin performansına bakıldığında bu sınavdaki performans ile matematik, fen ve okuma sınavındaki performans arasında çok yüksek bir ilişki görülüyor. Örneğin fende iyi olan öğrenci bu sınavda da iyi sonuç almış, fende kötü olan öğrenci ise bu sınavda da kötü sonuç almış. Ülkemizde durum böyle değil. Fende OECD ortalamasını geçen öğrencilerimiz bu sınavda OECD ortalamasının çok altında kaldı. Bunun iki nedeni olabilir: 1) bu sınav ilk defa verildiğinden öğrencileri hazırlamak mümkün olmadı, 2) ülkemizde bilişim teknolojileri dersine önem verilmiyor (bazı okullarda haftada bir saat, bazılarında ise hiç yok). İki neden de epey düşündürücü ve rahatsız edici. Bu sınavın ölçtüğü bilgi ve beceri gelecekteki başarı ile yakından ilişkili.
LGS ve PISA Sonuçları Neden Farklılaşıyor?
Bu PISA’ya giren öğrencilerin büyük bir kısmı 2023’te LGS’ye girdi. 3 yıllık aralıklar ile LGS ve PISA performansını kıyasladığımızda benzeri bir değişim bekleriz. Fakat 2020 ile 2023 arasında Fen’de LGS performansımız %6 düşmüş iken, 2022 ile 2025 PISA sınavlarını kıyasladığımızda Fen performansımız 18 PISA puanı artmış. Yani, son PISA sınavına giren öğrenciler, Fen’de kendilerinden 3 sene önce sınava girenlerden daha kötü performans göstermiş iken, PISA’da çok daha iyi performans göstermişler. 2023 ile 2025 arasında öğrencilerin Fen bilgileri çok ilerlemiş olabilir ama ben bu farkı şaşırtıcı buldum. Şimdi heyecanla bu başarılı PISA grubunun iki sene sonra gireceği üniversite sınavının sonuçlarını bekleyeceğiz. Bakalım öğrenciler gerçekten daha iyi mi öğrenmişler, yoksa sınav performansının artması için başka nedenlere mi bakmak gerek.
PISA Sonuçlarında Eğitimde Fırsat Eşitsizliği
PISA sınav sonuçları yanında çok zengin bir veri oluşturuyor. Bu veri ülkelerin eğitim sistemlerini tartmada kıymetli. Örneğin ülkemizde liseler arasında devasa bir eşitsizlik göze çarpıyor. Fen liselerinin 617 puan aldığı sınavda, meslek liseleri 435 puan alabiliyor. Aradaki 182 puan fark, kabaca dokuz yıllık eğitime denk geliyor. Aynı yaş grubu, aynı ülke, ama aradaki fark müthiş yüksek. Benzer şekilde alt sosyoekonomik grup ile üst sosyoekonomik grup arasındaki başarı farkı da çok yüksek. Ortalama fark 83 puan; yani fakir zenginden 4 eğitim yılı geriden geliyor.
21. Yüzyıl Becerileri Açısından Sonuçlar Ne Söylüyor?
Bunların yanında, düşündürücü başka veriler de mevcut. Örneğin “Alışılmadık durumlarla başa çıkabildiğini” belirten öğrencilerin oranı 2018’de %74,1 iken 2025’te %53,1’e düşmüş, “Yeni bir kültüre kolayca uyum sağlayabildiğini” belirten öğrencilerin oranı 2018’de %56,3 iken 2025’te %49,0’a düşmüş, “Başkalarıyla zor durumlar yaşadığında çözüm bulabildiğini” belirten öğrencilerin oranı 2018’de %68,9 iken 2025’te %60,9’a düşmüş. Bunlar 21. Yüzyıl yetkinlikleri ve gelecekte başarı için çok önemli. Bu göstergelerde görülen düşüşlerin sınav sonuçlarındaki yükselmeler kadar önemli olduğunu düşünüyorum.
Okullarda Dijital Kaynak ve Eğitim Materyali Eksikliği
Gelecek için alarm veren başka indikatörler de var. Etkili bir çevrim içi öğrenme destek platformunun bulunduğu bildirilen okullardaki öğrencilerin oranı 2022’de %91,4 iken 2025’te %77,3’e düşmüş. Eğitim materyali eksikliğinin öğretimi bir ölçüde veya çok engellediği bildirilen okullardaki öğrencilerin oranı 2022’de %15,1 iken 2025’te %23,7’ye yükselmiş. Dijital kaynak eksikliğinin öğretimi bir ölçüde veya çok engellediği bildirilen okullardaki öğrencilerin oranı 2022’de %13,4 iken 2025’te %23,0’a yükselmiş. Dijital kaynakların yetersiz veya düşük kaliteli olmasının öğretimi bir ölçüde veya çok engellediği bildirilen okullardaki öğrencilerin oranı 2022’de %12,8 iken 2025’te %23,3’e yükselmiş. Tüm bunlar sınav sonuçlarına sevinmemizi güçleştiriyor ve gidilecek yolun uzunluğunu gösteriyor.