Girişimcilik

TeknoGirişim Sermayesi Desteği mi Engeli mi?

“Harvard Business Review”un Türkçe baskısının Temmuz sayısında yayınlanan köşe yazımı buradan okuyabilirsiniz.

Bir girişimin en kaotik ve riskli dönemi başlangıç dönemi ve erken aşamasıdır. Bu dönemde girişimcinin girişim sermayesine ulaşımı pek mümkün değildir ve genellikle “aile, arkadaşlar ve kurucular” olarak da nitelendirilen yakın çevreye yönelinir. Ülkede girişimciliği geliştirmek isteyen devletlerin en etkin rol oynayabileceği dönemlerden biri de girişimcinin başkalarından ciddi destek alamadığı bu dönemdir. İşte ülkemizde Bilim, Sanayi ve Tenoloji Bakanlığı tarafından 2009 yılından beri yürütülen “TeknoGirişim Sermayesi Desteği” (TGSD) programının amacı da budur. Bu program çerçevesinde yüksek öğrenimini tamamlamış gençlere teknoloji odaklı ve yüksek istihdam potansiyeli taşıyan iş fikirlerini hayata geçirebilmeleri için bir yıl boyunca geri ödemesiz 100,000 TL hibe verilmektedir. Bu kaynak, girişimcinin makine, donanım, yazılım giderlerini, sarf malzemesi ve personel giderlerini, hizmet alımı giderleri ve genel işletme giderlerini karşılamakta kullanılabilir. 2012 sonu itibarı ile 4 sene boyunca bu programa 3339 başvuru yapılmış ve 740 girişime destek sağlanmıştır.

2009 yılının girişim ekosistemi düşünüldüğünde doğru kurgulanmış ve girişimciler için geçmişte yararlı olmuş olan bu programın artık elden geçirilme zamanının geldiğini düşünüyorum. Kanımca bu program şu anki hali ile hem kamu kaynaklarının yanlış kullanımına bir örnek teşkil ediyor, hem de ülkede girişimciliğin gelişmesine zarar verme potansiyeline sahip. Programda sorunlu gördüğüm noktalar şunlar:

  1. Projeleri seçenlerin çoğu akademisyen: Akademisyenler tekliflerin özgünlüğünü veya bilimsel içeriğini değerlendirebilirler, fakat ticarileşme potansiyelini doğru değerlendirebilmelerini beklememek gerekir. Yatırımcılar veya sektörden gelenler bu değerlendirmeyi daha doğru yapabilirler.
  2. Destek miktarı sabit: Bazı girişimler için gereken destek 30,000 TL, bazıları için ise 300,000 TL olabilir. Sabit bir miktarla kurgulanan bir program bazı projelere gerektiğinden az, bazılarına da fazla kaynak verir. Destek miktarında esneklik gereklidir.
  3. Girişimci bütçeyi uygulamak zorunda: Benim bildiğim her başarılı girişim fikir evresinden ticarileşme evresine giderken birkaç defa değişmiştir. Hiçbir erken aşama girişim için bir yıllık sabit bir bütçe yapılabileceğine inanmıyorum. Süre ve gider kalemi kısıtları girişimci için ciddi dezavantaj oluşturmaktadır.
  4. Programda mentor yok: Kanımca girişimci için en önemli kaynak para değil, kendisine yol gösterecek deneyimli ve piyasayı bilen bir mentordür. Mentorsüz paranın çarçur edilme ihtimali yüksektir. En uygun mentorler sektör deneyimli girişimcilerdir.
  5. Girişimciyi uyuşturuyor: Müşteri edinmeye çalışması, uzun vadeli başarıya odaklanması ve sürekli çabalaması gereken girişimci, iyi hazırlanmış bir başvuru ile 100,000 TL desteğe kavuşunca yavaşlayabilir. Hibe ile elde edilen bu kısa vadeli başarıyı gerçek başarı ile karıştırabilir. Para bütçeye göre harcandığında hesap sorulmaması da girişimcide gerekli mali disiplinin oluşmasını engelleyebilir.
  6. Başarı şansı düşük girişimciyi destekliyor: Her yıl belirli bir sayıda destek vermeye çalışırsanız, başarı şansı yüksek olanların yanında marjinal başvuruları da destekleyebilirsiniz. Türkiye’deki girişimci potansiyeli kanımca yılda 150-200 desteklemeye değer girişim çıkaracak seviyede henüz değil. Dolayısıyla desteklenecek proje rakamına odaklanmak doğru yaklaşım olmayabilir.
  7. Mesleğe dönüşme riski var: Bu desteği farklı başvurular ile birkaç defa almış olan “kadrolu girişimciler” ve başvuru hazırlama hizmeti satan “girişim danışmanları” ile tanıştım. Bu guruptaki gençleri “girişimci”den çok bu programın yarattığı bir yan meslek sahibi olarak görüyorum. Bu nedenle projenin yanı sıra hangi girişimcinin desteklendiği de takip edilmelidir.
  8. Eğitim ayağı yok: Başvuru olumlu değerlendirilirse destek başlıyor. Girişimci adayının girişimcilik, iktisat veya işletme konularında pek birşey bilmesi gerekmiyor. Girişimcinin projeye başlamadan önce girişim metodolojisini öğrenmesi ve başarılı olmuş girişimciler ile fikir alışverişinde bulunması, başarı şansını en çok artıracak faktörlerdendir.
  9. Coğrafi dağılımda sorun var: Ülkemizdeki üniversite öğrencilerinin ve yeni kurulan şirketlerin ancak %10’unun Ankara’da olmasına karşın, bu desteği alanların neredeyse yarısı Ankara’da.
  10. Özel sektör sürecin hiçbir yerinde yok: Nihai amaç ekonomik bir yapı oluşturmak ise program, girişimci ile özel sektör arasında mümkün olan en kısa zamanda ticari bir ilişki oluşmasını desteklemelidir.
  11. Programın çıktıları ölçülmüyor: Ülkemizin temel sorunlarından biri, çıktıları değil girdileri ölçmek. Toplumu 740 potansiyel girişimcinin desteklenmiş olmasından çok, bu girişimlerin yarattığı istihdam ve ekonomik büyüme ilgilendirir. Etki analizi şarttır.
  12. Kümeleme yok: Girişimcilerin belirli alanlara yönlendirilmesi veya belirli coğrafi bölgelerde belirli konulara odaklanılması, girişimlerin başarı olasılığını artırabilir.
  13. Yatırım ve büyüme odağı yok: Kurulan şirketlerin çok azı kolay yatırım alabilecek şekilde A.Ş. olarak kurulmuş. Ayrıca şirketlerin önemli bir kısmının şahıs şirketi olması da girişimcilerin risk almaktan çekindiklerini gösteriyor.
  14. Desteği alanların çoğu hala öğrenci: Girişim desteği alanların %60’ı öğrenci. Öğrencinin projesini şirketleştirme olasılığı hem devam eden eğitimi hem de aile baskısı nedeniyle düşüktür. Bu nedenle yeni mezunlara veya yüksek lisans ve doktora yapanlara odaklanmak daha başarılı sonuçlar verebilir.

TGSD alanlar arasında bir anket çalışması yapan Benli (2013), yukarıda sayılanların dışında program ile ilgili başka sorunlar da tespit etmiştir.

“Anketi cevaplayan girişimci adaylarının çoğunun kurduğu şirket başka bir ürünün ticarileştirmesini sağlamaktadır. Girişimcilerin ihracat ürün gruplarına bakıldığında ise genellikle desteğe konu olan ürünleri ihraç etmediği görülmüştür. Bunun yanı sıra desteğe konu olan ürünlerin halihazırda sanayide daha hızlı üretilip piyasaya sürüldüğü ve Bakanlığın girişimcilerin rekabet gücünü arttırmadığı belirtilmiştir.”

Boulevard of Broken Dreams kitabında Harvard İşletme Profesörü Josh Lerner devlet hibelerinin girişimci yaratmaktaki başarısızlıklarına birçok örnek veriyor (Lerner, 2009). Lerner, finansal destek odaklı kamu inisiyatiflerinin girişimcilik ekosistemine olumlu etkileri olabilmesi için aşağıdaki prensiplere uyulmasını öneriyor (Benli, 2012):

  • Destek, fon sağlanan girişimcinin yanında ekosistemdeki diğer oyuncuları da geliştirmelidir.
  • Kamu inisiyatifi ülkedeki ekosistemi küresel oyuncular için daha cazip bir hale getirmeli ve yabancı fonlara ulaşımı kolaylaştırmalıdır.
  • Karar sürecinde özel sektöre ve piyasalara da rol verilmelidir.
  • Desteğin kısıtlayıcı şartlardan olabildiğince arındırılmış olması gerekir.
  • Hedef girişimcilerin dış pazarlara açılımı olmalıdır.
  • Programın etki analizinin yapılması gerekir.
  • Eğitim, programın bir parçası olmalıdır.

Bu prensiplere “Lerner karnesi” dersek, rahatlıkla TGSD programının bu karneden sınıfta kaldığı sonucuna varabiliriz. Girişimlerin erken aşamalarında kamunun finansal destek sağlaması prensipte doğru olmakla birlikte TGSD programının şu anki uygulaması maalesef başarısızdır. Fakat yukarıdaki eleştiriler gözönüne alınarak Lerner prensiplerine uygun olarak revize edilecek bir program Türkiye’de girişimciliği ciddi olarak destekleyebilir.

Girişimcilik ekosisteminin oyuncuları devlet, özel sektör, üniversiteler, STKlar ve seri girişimcilerdir. TGSD programı tabiatı gereği (hem başvuranların tümü öğrenci ya da yeni mezunlar olduğundan, hem de jürilerde akademisyenler yer aldığından), bu ekosistem oyuncularından üniversiteyi öne çıkarmaktadır. Durum bu iken, programda üniversitelerin hiçbir kurumsal rolü yoktur. Bu dergideki ilk yazımda da belirttiğim gibi Türkiye’de üniversiteler girişimcilik konusunda üzerlerine düşeni yapmamışlardır. Fakat bu resim gerek geçtiğimiz yıl anons edilmiş olan “Yenilikçi ve Girişimci Üniversite Endeksi,” gerekse geçen ay açıklanan teknoloji transfer ofisi destekleri sayesinde hızla değişmektedir. TGSD programı ile üniversitelerde girişimciliğin evrilmesi arasında önemli bir sinerji vardır. Teknoloji transfer ofisi desteği alan üniversitelerin birçoğunda kuluçka merkezleri veya hızlandırıcılar bulunmaktadır. Bu merkezlerin TGSD programında önemli bir rol oynaması gerektiğini düşünüyorum. Hızlandırıcılar girişimcilere sektör bazlı teknik ve eğitim desteği sağlayabilirler. Programa katılan girişimcilerin bakanlık tarafından akredite edilmiş hızlandırıcılara yerleştirilmesi, ve ihtiyaç desteğinin doğrudan girişimcilere verilmesi yerine hızlandırıcılar üzerinden girişimcilere aktarılması girişimleri olumlu etkileyecektir.

Programın başarıya ulaşabilmesi için, üniversitelerin yanında özel sektöre (özellikle melek yatırımcılara ve deneyimli girişimcilere) de önemli görevler düşmektedir. Fakat herşeyden önce, programın ana parametreleri temel prensipler ve girişimcilik ekosistemimiz çerçevesinde sorgulanmalı ve program yeniden kurgulanmalıdır. Aşağıda özetlediğim şekilde revize edilmiş bir TGSD programı, şu anki programa kıyasla çok daha verimli olmaya adaydır:

  • Seçim sürecine akademisyenlerin yanında melek yatırımcılar ve seri girişimciler de katkıda bulunacak ve seçim sürecine katılan herkese yeni ekonomi (e-ticaret, mobil uygulamalar, dijital pazarlama, büyük veri tabanları vs.) eğitimi verilecek.
  • Destek miktarına ve süresine melek yatırımcılar ile birlikte karar verilecek.
  • Devlet özel sektör desteğine belirli bir oranda katkıda bulunacak (co-investment modeli).
  • Melek yatırımcılar aynı zamanda mentor ve koç olarak girişimciyi destekleyecek.
  • Desteğe hak kazananlar devletin akredite ettiği bir kurumdan belirli bir süre girişimcilik eğitimi (bootcamp) alacak.
  • Desteğin bir kısmı akredite olan kuluçka ve hızlandırıcı (incubation & acceleration) merkezleri üzerinden verilecek ve böylece girişimciler ücret ödemeden veya şirketten pay vermeden gerekli destekleri alabilecek.
  • Bütçe esnek olacak; girişimcinin uygun gördüğü ve yatırımcının onayladığı şekilde harcanacak.
  • Girişimci beklenilen gelişmeyi gösteremez ise bütçe kısılabilecek veya destek erken sonlandırılabilecek.
  • Programın sürekli etki analizi yapılacak. Girişimcilerin, yatırımcıların, ve kuluçka ve hızlandırıcı merkezlerinin performansları ölçülecek.
  • Programın tek hedefi başarılı girişimci ve ölçeklenebilen girişimler çıkarmak olacak; girdiler hedef olarak konmayacak.

Bunların yanında, olası bir revizyon sırasında yukarıda bahsedilenlerden biraz farklı olan iki stratejik önerinin daha değerlendirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum:

  • Her alanda girişim yerine, belirlenecek alanlarda fikri mülkiyet hakları doğuracak ve ticarileştirilebilecek girişimler ön plana çıkartılacak.
  • Dönem dönem farklı alanlarda başvurular açılarak (cohort) bilgi birikimi ve kümelenme üzerine bir strateji geliştirilecek.

2009 yılında yukarıda önerdiğim doğrultuda bir TGSD programı kurgulanması mümkün değildi, çünkü ülkemizde girişim sermayesi, girişimcilik eğitimi ve kültürü yeterince gelişmemişti. Fakat artık bu konularda belirli bir noktaya geldiğimizden, TGSD programını da revize etme zamanı gelmiştir.

Kanımca bu hükümet girişimciliği çok iyi anlamaktadır. Yakın zamanda çıkarılmış olan bireysel girişim sermayesi kanunu ve üniversitelerdeki teknoloji transfer ofislerinin desteklenmesi, devletin girişimcilik ekosistemine doğru programlar ile nasıl katkıda bulunabileceğinin en güzel iki örneğidir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın TGSD programını da kısa zamanda olumlu yönde değiştireceğini düşünüyorum.

Nitekim, yeni uygulamaya konulmuş olan TÜBİTAK 1512 Teknogirişim programında yukarıda sözü geçen sorunların bir kısmı aşılmıştır. Örneğin bu programda girişimcilik eğitimi verilmektedir, mentor desteği vardır, seçim jürilerinde bir melek yatırımcı bulunmaktadır, kısıtlayıcı şartlar daha hafiftir ve uluslararası ulaşım giderleri karşılanarak dış bağlantılara izin verilmektedir. Bu programda TGSD programına benzer sorunlar hala mevcut olmakla birlikte, yapılmış olan değişiklikler genelde olumlu yönde olup, teknogirişim sermaye desteği programlarının geleceği hakkında ümit vericidir. Belki de yapılması gereken, tüm girişim destek programlarını TÜBİTAK altında toplamaktır. Görünen odur ki TÜBİTAK, 1512-1513-1514 program serisi ile Türkiye’de girişimliğe ciddi bir hamle yaptıracak tarihi bir atılımın içindedir. Bu programların tasarım ve uygulanma süreçlerine ekosistemin tüm oyuncularının görüşlerine başvurulması, programların başarı şansını artıracaktır.

 

Kaynaklar:

Benli, İB (2012), “Türkiye’de Başlangıç Aşamasındaki Girişimcilere Verilen Finansal Desteklerin Etkinliği,” Değerlendirme Notu N201289, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı, Ankara.

Benli, İB (2013), “Teknogirişim Sermayesi Desteği, Durum Analizi ve Öneriler,” Değerlendirme Notu N201315, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı, Ankara.

Lerner, J (2009), “Boulevard of Broken Dreams: Why Public Efforts to Boost Entrepreneurship and Venture Capital Have Failed and What to Do about It?” Princeton University Press, Princeton, N.J.

Yazar Hakkında

Erhan Erkut

Bir Yorum Yazın