Genel

Sevgili Blog Okurları:

30 Haziran 2013 tarihinde duyurduğum rektörlükten ayrılma kararımı müteakip inanılmaz bir email ve tweet seli altında kaldım. Ne kadar çok sevilip sayıldığımı anladım ve çok duygulandım. Görünen o ki, birçok kişinin yaşamına olumlu biçimde dokunabilmişim. Ne mutlu bana.

Bana yazanlar arasında şahsi kararıma saygı gösterenler ve bana gelecekte başarı dileyenlerin yanında süreç hakkında birçok yorum yapanlar da bulunmakta idi. Özellikle “istifa ettirildi” yorumunun beni çok rahatsız ettiğini belirtmek istiyorum. Beni tanıyanlar benim hür ve bağımsız düşünen ve karar alan birisi olduğumu bilirler.

Burada net bir şekilde belirtmek istiyorum: rektörlükten ayrılma kararımı hiçbir baskı altında kalmadan kendi irademle verdim. Duyurumda açıkladığım, ancak farklı yorumlar getirilen kararımı herhangi bir yoruma meydan vermeyecek şekilde paylaşmak isterim.

Rektörlük görevinden ayrılma konusu iki yıldır kafamı kurcalayan bir konu idi. Bu kişisel sorgulamaların birçok nedeni vardı. Konum icabı üniversite rektörlüğü yorucu ve zaman zaman yıpratıcı bir görev. Çok farklı ilgileri olan birçok paydaş ile birlikte çalışmanız gerekiyor. İlk akla gelen öğretim üyesi, çalışan, ve öğrenci paydaşlarının yanında, mütevelli heyeti, YÖK, anne-babalar, bakanlıklar, şirketler, dernekler, yerel yönetimler, ve STK’lar gibi kamuoyunun değişik kesimlerini temsil eden paydaşlarımız da var. Gelen öğrenci kalitesini artırmak, doğru öğretim üyelerini aramıza katmak, araştırma çıktılarını artırmak, bütçeyi tutturmak, gereken altyapı ve binaları yetiştirmek, öğrencilere değişik burslar verebilmek, eğitim seviyesi en üst düzeyde tutmak, eğitimi stajlar ve değişimlerle desteklemek gibi zaman zaman birbirleri ile çelişen aktivitelerin ortak planlaması hiç de kolay değil. Ayrıca üniversitenin heyecan verici stratejik kararlarının yanında insanın beynini neredeyse kilitleyen yüzlerce operasyonel konusu ve detayı var. Üniversite rektörleri akademisyenler arasından seçiliyor, fakat akademik aktivitelere hemen hemen hiç zamanları kalmıyor. Akademik topraklardan ayrı düştüğümüz zaman besinsiz kalıyoruz, yabancılaşma başlayabiliyor. Dolayısı ile “optimal” rektörlük süresi—hele kurucu rektör için—her ne kadar uzun olması arzulansa da belki 4, belki 6, belki 8 sene. Diğer üniversitelere baktığınızda da bir-iki istisna dışında buna benzer bir resim görürsünüz.

2012 yılında başlayan ikinci rektörlük dönemim süresince görevden ayrılma konusunu zaman zaman düşündüm, ve bu düşüncelerimi mütevelli heyeti ile de paylaştım. Özellikle son aylarda doğru zamanın bu yaz olduğu konusu kafamda şekillenmeye başladı. Üniversitemizin açıldığı yıl aramıza katılan öğrenciler geçen hafta mezun oldular. Stratejik planımız çerçevesinde öngördüğümüz bütün fakülte ve yüksek okullar açıldı. Öğretim üyesi ve idari kadronun büyük bir kısmı ise alındı. Öğrenci kontenjanımız uzun vadede geleceği yere çok yaklaştı. Kampüse taşınma tamamlandı; üniversitenin uzun vadede kullanacağı binaların hepsi ya tamamlandı ya bitmek üzere, ya da inşaatları planlandı. Rektörlükten ayrılma kararımı da bir eğitim yılının bitiminden sonra ve yeni eğitim dönemi başlamadan önce açıklamak istedik. Bunun ötesinde zamanlama ile ilgili yorumlara itibar edilmemesini rica ediyorum.

Dün öğrenciler ile yaptığım toplantıda en çok kaygı duyulan nokta bundan sonra ne olacağı idi. Üniversiteye Giriş dersimi alan öğrenciler hatırlarlar. Hep gelecek planları yapmanızı önermiştim. 56 yasında bir eski rektör bile olsam, bu kuralın geçerli olduğunu düşünüyorum. Önce gelecek planımda nelerin olmadığının altını çizeyim:

– Hemen Kanada’ya geri dönmek—Türkiye hala çok çekici ve heyecan verici, ve ben Türkiye’nin geleceğinden çok ümitliyim

– Türkiye’de başka bir üniversiteye rektör olmak– yukarıda yazdıklarımdan artık başka bir kurumun başında olmak istemediğimi rahatlıkla çıkarabilirsiniz

Kısa vadede tek amacım Özyeğin Üniversite’ne öğretim üyesi olarak katkıda bulunmaya devam etmek. Eğer üniversite yönetimi de uygun görürse önümüzdeki akademik yıl yapmayı düşündüğüm şeyler:

– İlk önce Esra Hoca’ya geçiş döneminde destek olmak

– Yeni rektörün belirlenme sürecine aktif olarak katkıda bulunmak

– Eylül 2013’den itibaren Hazırlık okuyacak öğrencilere verdiğimiz tüm döneme yayılan oryantasyonda rol almak (özellikle yetkinliklerin geliştirilmesi konusunda katkılarım olacağını düşünüyorum)

– 2013-14 akademik yılında “İşletmeye Giriş – 101” dersini (hakkıyla) vermek—yani laboraturaları aktif olarak koordine etmek ve öğrenciler ile ders dışında sürekli iletişimde olmak, sınavları ve ödevleri okumak vs.

– Toplumu ilgilendireceğini düşündüğüm konularda araştırmalar yapıp popüler kanallarla bunları duyurmak

– Üniversitedeki çok sayıdaki girişimcilik aktivitelerine daha fazla destek vermek

– Yakında kurulmasını planladığımız Teknopark çalışmalarına destek vermek

Tabii rektör yerine öğretim üyesi olmanın getirdiği daha rahat yaşayabilme ve daha çok tatil yapabilme fırsatlarından da sonuna kadar yararlanmayı planlıyorum—örneğin Ağustos ayında uzun zamandır yapamadığım şekilde kızlarımla seyahat etmek.

Uzun vadede de şu anda sizlerle paylaşabileceğim tek bariz hedefim, kuruluşuna büyük emekler vermiş olduğum Özyeğin Üniversite’ni elimden gelen her türlü desteği vererek hakettiği yere getirmek. Bunun çok kolay anlaşılabilir bir hedef olduğunu düşünüyorum.

Üniversitemiz 3500 kişilik bir aile, ve pek yakında büyümeğe devam ederek 7000 kişiye ulaşacak. Hepimizin ortak değerleri ve vizyonu ile bu başarılı çizgiye geldi, bundan sonra da aynı çizgide ve vizyonda ilerleyeceğiz. Gelecek günler içinde bu kararımın üniversitemize daha da hız verdiğini görüp sevineceğinizi düşünüyorum. Hep birlikte Özyeğin Üniversitesi’nde çok güzel şeyler yapmaya devam edeceğiz.

Hepinize ilgi ve desteğiniz için çok teşekkür ederim. Emin olun ben de sizlerin beni sevdiği kadar sizleri seviyorum.

Yazar Hakkında

Erhan Erkut

Bir Yorum Yazın