Eğitim UniTercih

2019 Üniversite Kontenjanları: YÖK Öğreniyor Mu?

Heyecanla beklenen üniversite kontenjanları 19 Haziran 2019’da açıklandı. Bu kontenjanların “Ülkenin ihtiyacı, istihdam imkanları, yükseköğretim kurumlarının kapasitesi, öğrenci temayülleri ve yükseköğretimde niteliği artırma önceliği gibi birçok parametre doğrultusunda” belirlendiği belirtildi. Okurlarımın hatırlayacağı üzere 6 ay kadar önce Yükseköğretimde Kontenjan Balonu yazısında, Türkiye’deki üniversite kontenjanlarının akademik veya ekonomik nedenlerle değil siyasi nedenlerle artırılmış olduğunu, bu yanlış politikanın genç işsizliği sorununu çözmeyip sadece ötelediğini yazmıştım.  Ülkemizde üniversite talebinin son 4 yıldaki gerilemesine açıklamalar getirmeye çalışıp, bu talebin gerilemeye devam edeceğini öngörmüştüm. Örnek olarak Eğitim, Hukuk ve İİSBF programlarını verdiğim bu yazıda, birçok kontenjanın ciddi olarak geriye çekilmesi gerektiğini, kontenjanların öğretim üyesi sayısına endekslenmesi gerektiğini, birçok programda ikinci öğretimden çıkılması gerektiğini, ve kontenjan planlama sürecinde gelecekteki istihdam piyasası beklentilerinin kullanılması gerektiğini yazmıştım.  Yazının sonunda ise, gereken değişikliklerin kısa vadede yapılmayacağı yönündeki kaygımı vurgulamıştım. Yükseköğrenimdeki o muhteşem ataletin bu çarpık sistemin -belki birkaç kozmetik değişiklik ile ama temelde- tüm çarpıklığı ile devam etmesini sağlayacağından korktuğumu belirtmiş ve yazıyı şöyle bitirmiştim: “Benden uyarması. Umarım yanılırım.”

Sadece 4 yıllık eğitime odaklanan bu yazıda yeni kontenjanlara bakarak ne ölçüde yanıldığımı göreceğiz ve aynı zamanda YÖK’ün geçmişten öğrenme kapasitesini mercek altına alacağız. İlk önce genel rakamları verelim.

Görüldüğü gibi, lisans kontenjanlarında %10’luk bir düşüş var.  Oransal olarak en küçük düşüş %5 ile vakıflarda olmuş.  Oransal olarak en büyük düşüş geçen sene doluluk sorununu en derinden yaşayan KKTC ve yurt dışı üniversite kontenjanlarında gerçekleşmiş.  Bu okulların toplam kontenjan içindeki payının çok küçük olması (%2.4’ün altında) nedeniyle, bu okulları analizin geri kalan kısmının dışında bırakacağım.

Geçen seneki 523,625 lisans kontenjanın karşılığında gerçekleşen doluluğun 414,426 olduğunu düşünürsek, bu sene anons edilen 471,291 kişilik kontenjanın hala biraz iyimser olduğu sonucunu çıkarabiliriz.  Aday öğrencilerin kontenjan azalmasını bir tehdit olarak görmesine kanımca gerek yok. Burada yapılan büyük ölçüde zaten dolmayan bölümlerin kontenjanlarının azaltılmasıdır.

Büyük resime bakarsak, geçen sene tam dolan Tıp, Dişçilik, Sağlık, Eczacılık, Veterinerlik kontenjanlarında küçük artışlar olduğunu, geçen sene %16 civarında boşluk olan mühendislik programlarında küçük bir azalma (%4 civarında), geçen sene %15 civarında boşluk olan mimarlık programlarında ise %5 civarında bir gerileme olduğunu gözlemliyoruz.  Özetle, sayısalcı öğrenciler kontenjan değişikliklerinden hiç etkilenmeyecekler diyebiliriz.  En büyük kontenjan gerilemelerini Yüksekokullarda (%31), Açık ve Uzaktan Öğretimde (%27) ve İİSBF programlarında (%26) gözlemliyoruz.  Fakat bu programlarda bile bu yılki kontenjanlar geçen yılki doluluk sayılarının üzerinde! Örneğin geçen yılki 108,000 İİSBF kontenjanından sadece 65,000’ini dolmuş iken bu yıl bu programlara 80,000 kontenjan verilmiş.  Dolayısıyla, kontenjanlardaki gerilemelerin aday öğrencileri pek etkilemesini beklemiyorum.  YÖK’ün temel amacı zaten dolmamış olan kontenjanları aşağıya çekmek olmuş. Bu genel çıkarıma ters düşen programlarda ise (örneğin dolan Edebiyat ve Eğitim programlarında bir miktar kısılma yapılmış) etkinin düşük seviyede olmasını bekliyorum.  Anlam veremediğim değişiklikler ise, kontenjanları dolmadığı halde yükseltilen İletişim ve İnsanbilim programlarında yapılmış—buralarda boşluklar artacaktır.

Devlet üniversitelerindeki 44,923 kontenjan düşüşünün yanısıra, toplam öğretim üyesi sayısının da 4,524 artması ile, devlet üniversite sisteminde ortalama kontenjan/öğretim üyesi oranı 7,33’den 6,08 düşmüş, ki eğitimin kalitesinin artması açısından bu iyi bir gelişme. Vakıf sisteminde ise bu oran bu yıl 6,80 olmuş.  Özetle, üniversitelerin kontenjanları belirlenirken öğretim üyesi başına ortalama 6-7 öğrencilik bir kontenjan verilmiş.  Ocak ayındaki yazımda, bu oranın en fazla 10 olması gerektiğini, bu oranın 10 olması durumunda 4 yıllık eğitim boyunca öğretim üyesi başına toplam 40 öğrenci düşeceğini, ve bunun dünya standartlarının altında olmakla birlikte, düşük gelirli bir ülke için kabul edilebilir olduğunu yazmıştım.  Bu yazıda bu oranı aşan bölümleri göreceğiz.

Açık ve Uzaktan Eğitim kontenjanlarında 10,000 kişilik bir düşüş dikkati çekiyor. Fakat geçen sene bu kategorideki 36,950 kontenjandan sadece 21,652’sinin dolmuş olduğunu düşünürsek, bu sene anons edilmiş olan 26,950 kontenjanın hala fazla olduğu sonucuna varabiliriz. Tarih, Felsefe veya Sosyoloji okumak isteyenler için Açık ve Uzaktan Eğitim uygun olabilir. Fakat Halkla İlişkiler ve Reklamcılık veya Sağlık Yönetimi gibi mesleğe yönelik alanlarda sektörle yakın ilişkinin ve stajların son derece önemli olduğu barizdir ve adaylara bu alanlarda Açık veya Uzaktan Eğitim ile iş bulabileceği ümidi verilmemelidir. Bu alanlardaki Açık ve Uzaktan Eğitim kontenjanlarının (sadece geçen sene doldukları için) artırılmış olmasını yanlış buluyorum.

İkinci Öğretimdeki 23,389 kişilik kontenjan gerilemesini az bulmakla birlikte doğru yönde atılmış cesur bir adım olarak değerlendiriyorum.  Geçen sene bu kategorideki 70,460 kontenjanın 51,361’i dolmuş idi ve aday öğrenciler böylelikle çok net bir sinyal vermişlerdi. YÖK bu sinyali aldığını gösterdi ve İkinci Öğretim kontenjanını %33 aşağıya çekti. Fakat program bazında görülüyor ki 23,389 kişilik kontenjan düşüşünün neredeyse tamamı 4 program grubunda yoğunlaşmış: Edebiyat, İİSBF (İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler), Mühendislik ve Yüksek Okullar. Diğer programlardaki düşüşler çok az, hatta bazı programlarda (örneğin İletişim ve İlahiyat) artışlar gözlemiyoruz. İletişim fakültelerindeki Gazetecilik, Radyo-Televizyon-Sinema, ve Halkla İlişkiler bölümlerinin mezunları ücretli iş bulamayıp aylarca (hatta bazen iki yıl) “ücretsiz stajyer” olarak çalıştırılır iken bu alanlarda ikinci öğretim kontenjanlarının artırılmasının mantığını anlamak mümkün değil.  Bırakın ikinci öğretim kontenjanlarını artırmayı, bu bölümlerin tüm kontenjanlarının radikal olarak aşağıya çekilmesi gerekiyor. Bunun yanında birinci öğretimde toplam kontenjanı zaten 12,911 gibi çok yüksek bir seviyede olan İlahiyat grubu (İlahiyat ve İslami Bilimler) programlara ikinci öğretimde de 5,970 kontenjan verilmesini dikkat çekici buldum. Bu sene toplamda 18,881 öğrenci ilahiyat programlarına başlayacak! Bu kontenjan bir işgücü planlaması sonucu olarak mı kararlaştırılıyor, yoksak açılmış olan imam hatip liselerinin mezunlarının sayısına göre mi belirleniyor? Anlaşılan ülkede en çok aranılan mezunlar ilahiyat mezunları! (Bana ilginç gelen bir nokta: 18,881 İlahiyat öğrencisinin yanında bu sene Bilgisayar Mühendisliği kontenjanı 7,535 olmuş. Endüstri 4.0 hedeflerimiz her 2 bilgisayar mühendisliği mezununa 5 ilahiyat mezunu ile mi gerçekleşecek?)

Açılan çok sayıda bölüm bulunuyor ve bu bölümlerin toplam kontenjanı 25,000 civarında.  Fakat ilk defa açılan bölüm sayısı az. Benim görebildiklerim şunlar:

  • Ayakkabı Tasarımı ve Üretimi (Selçuk, 20)
  • Bilgi Güvenliği Teknolojisi (Yeditepe, 23)
  • Fotonik (İYTE, 40)
  • Politika ve Ekonomi (Ankara, 40)
  • Seramik Tasarımı (Selçuk, 30)
  • Yapay Zeka Mühendisliği (Hacettepe 30, TOBB 10)

Şimdi, Ocak ayındaki yazımda odaklandığım fakultelere bir göz atalım:

Eğitim

Ocak ayında şunu yazmışım: “Özetle, elimizde ciddi bir öğretmen fazlası varken, her yıl ihtiyacımızdan çok daha fazlasını mezun edip öğretmen fazlasını artırıyoruz ve üstüne üstlük bütün bunları küçülen bir talep karşısında yapıyoruz. Ya bu sektörde hiç planlama yapmıyoruz ya da çok kötü bir planlama örneği veriyoruz. Şu anki kontenjanlar ile her yıl öğretmen olmak isteyen on binlerce gencimiz yanlış yönlendiriliyor, giremeyeceği bir mesleğe hazırlanıyor, potansiyelleri heba oluyor ve hayalleri yıkılıyor. Bu ekonomimiz için ciddi bir darbedir. Kanımca eğitim fakülteleri kontenjanlarının derhal radikal bir şekilde aşağıya çekilmesi gerekmektedir.” Önerimi detaylandırıp, eğitim fakültelerinin toplam kontenjanının %30 civarında aşağı çekilmesini önermiştim.  Öte yandan bunun için gereken 25 fakülte kapatımının günümüz konjonktüründe gerçekçi olmadığının da bilincinde idim.  Peki YÖK ne yapmış?

  • Toplam kontenjan azaltılmış–fakat sadece %9.
  • Radikal bir değişiklik yok. Hiç bir fakülte kapatılmamış.
  • 69 eğitim fakültesinin kontenjanları azaltılmış, 7 fakültenin kontenjanı değiştirilmemiş, 16 fakültenin kontenjanı ise artırılmış.
  • İki yeni eğitim fakültesi açılmış.

Eğitim fakültelerimizdeki kontenjan-öğretim üyesi oranlarına baktığımızda, şaşırtıcı bir sonuç ile karşılaşıyoruz.  Dünya standartlarına yaklaşabilmek için bu oranın en fazla 10 olmasını önermiştim.  Maalesef bazı fakültelerimizde bu oran 20’nın üzerinde!

  • İzmir Demokrasi Üniversitesi: Kılavuza göre bu fakültenin İngilizce Öğretmenliği bölümünde 4, PDR bölümünde 3, Okul Öncesi Eğitim ve Özel Eğitim bölümlerinde ise ikişer öğretim üyesi bulunmasına rağmen her bölüme 60 kontenjan verilmiş. Demek ki vakıf üniversitelerine gelince 2 öğretim üyeli bölümlere öğrenci alımına bile izin vermeyen YÖK nedense söz konusu devlet üniversitesi olunca öğretim üyesi eksikliğini görmezden gelebiliyor.
  • Kars Kafkas Üniversitesi Eğitim Fakültesinin kılavuzda 21 öğretim üyesi ile aldığı kontenjan tam 440.  Üçer öğretim üyeli Sosyal Bilimler Öğretmenliği, Sınıf Öğretmenliği ve Türkçe Öğretmenliği bölümlerine 50, 60 ve 60 kontenjan verilmiş.  Kılavuzda 3 öğretim üyesi görünen PDR bölümüne 70 kontenjan verildiği yetmediği gibi, İkinci Öğretimde 70 kontenjan daha verilmiş. (Not: Bu fakültenin öğretim üyesi sayılarının kılavuza yanlış girilmiş olduğu bilgisi yayından az sonra sonra bana Twitter üzerinden ulaştırıldı. Bu hataların bir aydır farkedilmemiş olması bana ilginç geldi.)
  • 10 öğretim üyeli Harran Üniversitenin kontenjanı 205. Üçer öğretim üyeli İngilizce Öğretmenliği ve Sınıf Öğretmenliği bölümlerine 60’ar kontenjan verilmiş.  Daha ilginci, bölüm açmak için gereken en düşük değerin altında olan 2 öğretim üyeli Fen Bilimleri Öğretmenliğine 40, Sınıf Öğretmenliği bölümüne ise 45 kontenjan verilmiş. Yani ihtiyacımız olmayan öğretmenleri yetiştirmeye çalışırken onların hakkıyla yetişebilecekleri bir öğretmen kadrosunu bile sağlayamıyoruz! 
  • Bayburt Üniversitesinin 3 öğretim üyeli PDR bölümü 140 kontenjan almış. Öğretim üyelerine de yazık, öğrencilere de!
  • Manisa Celal Bayar’ın 1 öğretim üyeli İlköğretim Matematik Öğretmenliği bölümü 60 kontenjan almış. Bu hocamızın üzerine titrememiz gerekiyor…

Örnekleri artırmak mümkün, ama gerekli değil.  Umuyorum kılavuz hazırlanırken bazı hatalar yapılmış ve öğretim üyesi sayıları düşük gösterilmiştir veya kılavuzdaki öğretim üyesi sayıları akademik yıl başlayana kadar yükselecektir. Yoksa bu örneklerde görülen öğretim üyesi eksiklikleri öğrencilerin eğitimlerini ciddi olarak olumsuz etkileyecek seviyededir.

YÖK’ün Eğitim Fakültelerindeki bariz kontenjan sorununu nihayet farketmiş olmasını önemli ve değerli buluyorum. Fakat alınan önlemler kesinlikle olması gerekenin çok uzağında. Bırakın fakülte kapatmayı, yeni fakülte açılmış! Açılan yeni bölümlerin bir kısmına çok ihtiyaç olduğunu düşünüyorum; örneğin 6 yeni İngilizce Öğretmenliği bölümü, 5 Özel Öğretim bölümü ve 1 Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünün önemli bir ihtiyaca cevap vereceğini düşünüyorum. Öte yandan geçen sene tam doluluğa ulaşamamış olan Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümlerine 3 yeni bölüm eklemenin mantığını anlamak güç.

Eğitimde yapılması gereken geleceğe yönelik bir talep tahmini üzerinden 5 yıllık kontenjan planlaması.  Bu talep tahmini MEB’den de alınabilir, YÖK tarafından da yapılabilir.  Demografik bir projeksiyona dayanarak, ilköğretim öğrenci sayısının düşüşe geçeceğini ve 2068’e kadar ise %30 azalacağını öngörmüştüm. Atanma bekleyen 500,000’e yakın öğretmen adayını ve her yıl emekli olacak olan öğretmenleri hesaba katarak bir talep projeksiyonu yapmak hiç zor değildir.  Eğer bu konuda bir kaynak eksikliği çekiliyorsa, ben MEF üniversitesindeki işletme ve endüstri mühendisliği öğrencilerimle bu işi gönüllü olarak yapmaya hazırım. Fakat kanımca sorun talep tahmini yapmaktan çok kontenjanları yapılan talep tahminine göre ayarlamak için gereken siyasi ve kurumsal kararlılık.

Hukuk

Ocak ayındaki yazımda, Hukuk için şunları yazmışım: “Yılda 8,000 hukuk mezunu vermek için kurgulanmış bir eğitim sisteminden 16,000 mezun çıkarmaya çalıştığınızda, kaçınılmaz olarak sınıflar büyümekte ve eğitimin kalitesi düşmektedir. Şu anda ülkemizdeki birçok hukuk fakültesinde sınıflar çok kalabalıktır, kürsüden öğretme sistemi kullanılmaktadır; devam zorunluluğu, yabancı dil eğitimi, tartışma, araştırma ve pratik yoktur. Özetle ülkedeki birçok hukuk fakültesinde verilen örgün eğitim aslında açıköğretimin özelliklerine sahiptir.” Hukuk eğitimin kalitesini yükseltmek için 4 öneride bulunmuştum:

  1. Büyük devlet üniversitelerindeki devasa kontenjanlar aşağıya çekilmelidir.
  2. Asgari kadroya sahip olmayan fakültelere kontenjan verilmemelidir.
  3. Fakülte kontenjanı, öğretim üyesi sayısının 10 mislinden yüksek olmamalıdır.
  4. Hukukta ikinci öğretimden vazgeçilmelidir.

Peki YÖK ne yapmış? Geçen yıl KKTC Üniversiteleri de dahil edildiğinde, sistemdeki Hukuk kontenjanı 16,420 idi ve doluluk ilk defa olarak %100’ün altında gerçekleşmişti (%95). Bu yıl ise YÖK toplam Hukuk kontenjanını sadece 323 aşağıya indirmiş. 

  • KKTC okulları 261 kontenjan yitirmişler (%17.7). 
  • Devlet üniversitelerindeki toplam Hukuk kontenjanı ise 35 artmış. 12 devlet üniversitesi kontenjanında azalma görülürken, 14 üniversitenin kontenjanı değişmemiş, 8 üniversitenin kontenjanı artmış ve iki yeni hukuk fakültesi açılmış
  • Vakıflardaki toplam Hukuk kontenjanı 97 azaltılmış.  8 okulun kontenjanında azalma görülürken, 17 okulun kontenjanı (neredeyse) değişmemiş, 8 okulun kontenjanı artmış ve iki yeni hukuk fakültesi açılmış.

Yukarıdaki önerilerime dönelim.

  1. YÖK, büyük devlet üniversitelerindeki kontenjanların sorun olduğunu kabullenmişe benziyor.  Marmara’nın 740 kontenjanı 680’e, Ankara’nın 600 kontenjanı 550’ye, İstanbul’un 920 kontenjanı ise 870’e indirilmiş.  550, 680, ve 870 kişilik sınıflarla çağdaş hukuk eğitimi verilmesinin hala mümkün olmadığını düşünüyorum, fakat doğru yönde atılmış olan bu adımı takdir ediyorum.
  2. Maalesef asgari kadroya sahip olmayan üniversitelere kontenjan verilmeye devam ediliyor. Hukuk fakültesi açabilmek ve kontenjan alabilmek için gereken asgari öğretim üyesi sayısı 8.  Kılavuza göre, Konya Karatay Üniversitesi (geçen seneki 8’den) 7 öğretim üyesine düşmüş olmasına rağmen 180 kontenjan almış, Samsun 19 Mayıs da 7 öğretim üyesi ile 100 kontenjan almış. (Bu okul geçen yıl sadece 3 öğretim üyesi ile 100 kontenjan almıştı.) Çok daha ilginci, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nin yeni açılan Hukuk Fakültesinin sadece 4 öğretim üyesi ve İzmir Bakırçay Üniversitesi’nin sadece 3 öğretim üyesi var! Yani bu iki okul birleşse bir hukuk fakültesi açamayacak iken iki hukuk fakültesi açmışlar. YÖK’e soruyorum: Kurallarınız sadece vakıf üniversiteleri için mi geçerli?  Yetersiz sayıda öğretim üyesi ile hukuk fakültesi açmayı nasıl açıklıyorsunuz? Bu iki okulda farklı bir hukuk müfredatı mı uygulanacak? Bu iki okula yerleşecek olan 200 öğrencilerin alacağı eğitimin kalitesini nasıl takip edeceksiniz? Açıkçası ülkenin Cumhurbaşkanının adını taşıyan üniversiteye hukuk fakültesi açarken YÖK’ün daha özenli davranmasını ve gereken görevlendirmelerin yapılmasını beklerdim. (Not: Bakırçay Üniversitesi 15 Temmuz tarihli bir basın açıklaması ile Hukuk Fakültesinde 8 öğretim üyeleri olduğunu belirtti. Açılış için 14 öğretim üyesinden oluşan bir kadro öngörüyorlar.)
  3. Maalesef kontenjanlar verilirken öğrenci/hoca oranı dikkate alınmamış.  Ocak ayındaki blog yazımda çağdaş eğitim için kabul edilebilecek en yüksek kontenjan/hoca oranının 10 olduğunu (ki bu durumda fakültedeki toplam oranın 40 olacağını) yazmıştım. Bu yıl verilen kontenjanın 6500’ü bu oranı tutturamayan okullara verilmiş! Kontenjan/hoca oranı 20’nın üzerinde olan (yani bu sorunun en derin olduğu) 10 okul arasında sadece bir vakıf üniversitesi var: Konya Karatay.  Diğer dokuz okul (devlet üniversitesi) ise aşağıdaki tabloda. Bu çelişkinin yorumunu okurlara bırakıyorum ama bana görünen YÖK’ün net bir şekilde devlet ve vakıf üniversiteleri arasında ayrımcılık yaptığı. Devlet üniversitelerinde öğretim üyesi başına düşen yeni kontenjan sayısı 11.48 iken, vakıflarda bu oran 9.17 (yani %20 daha aşağıda).
  1. İkinci öğretimde 1390 kontenjan 1320’ye indirilmiş (%5).  Hukukta İkinci öğretim veren okulların kontenjanlarındaki düşüşler 10 veya 20 ile sınırlı. Yani YÖK devlet üniversitelerinin ikinci öğretim gelirleri konusunda epey dikkatli davranmış.

Dev devlet üniversiteleri kontenjanlarını ancak %5-%8 azaltan YÖK, vakıflara gelince çok daha sert davranmaktan çekinmemiş: Beykent’in kontenjanı %40, Maltepe, MEF ve Altınbaş’ın kontenjanları %30-%35 arasında azaltılmış! Hasan Kalyoncu, Yeditepe, Şehir ve Doğuş ise %10 ila %20 arası kontenjan gerilemeleri yaşamışlar.  Anlaşılan YÖK Hukuk’taki kontenjan şişikliğinin nedenini bulmuş. Devletin ikinci öğretimine gelince %5 indirim yapan YÖK, vakıflara %10-%40 indirim yapmakta sakınca görmemiş. Mantık? Bu okulların kontenjanları boş kaldı, dolayısıyla kısalım. Peki öğretim üyesi sayısı ile açıklanamayan aşırı şişik devlet üniversitesi kontenjanları ne olacak? Onlar olması gereken yere çekilseydi vakıfların kontenjanlarını azaltmaya gerek olur muydu?  Kontenjanların tam dolduğu yıllarda sadece 10 kontenjan artış yapabilen vakıf üniversiteleri kontenjanların boş kaldığı ilk yılın hemen ardından 50-60 öğrenci ile ülkedeki en büyük kontenjan kayıplarını yaşadılar. Bu kayıpların vakıf üniversitelerinin bütçesine olan etkisi YÖK’ü hiç mi ilgilendirmiyor?  Acaba bu vakıf üniversitelerine kontenjanlarını azaltmak yerine burslarını artırma fırsatı verildi mi? Son değişikliklerin sonucu olarak örneğin Beykent 23 öğretim üyesi ile 120 kontenjan alabilirken, Erzurum Atatürk bunun yarısı büyüklüğünde bir kadro ile (12 öğretim üyesi) ile 2.5 mislinden fazla (320) kontenjan almış oluyor!  Kanımca 2019 Hukuk kontenjanları YÖK için bir kötü planlama örneği daha oluşturuyor.

İİSBF

Ocak ayındaki yazımda, İİSBF’nin en sorunlu olarak gördüğüm iki bölümünü incelemiştim: Siyaset ve İktisat. Bu yazıda da bu iki bölüme odaklanacağım. Siyaset ve İktisat.

Siyaset:

Aşağıdaki tabloda 2018 yılı için bu programların toplam kontenjan ve yerleşme sayıları var:

Görüldüğü gibi bu programların toplam kontenjanı 30,000’in üzerinde imiş.  Devlet üniversitelerinin örgün eğitim programları bile dolmamış—doluluk %86. Az bir ücret alınan ikinci öğretimde doluluk %50’ye düşmüş.  Vakıflardaki doluluk ise %41.  Açıköğretimde bu programlara pek rağbet yok—doluluk %22’de kalmış.  Bu tablo karşısında YÖK ne yapmış?

Örgün Öğretimde sadece %6, açık öğretimde %43, ikinci öğretimde ise %50, vakıflarda ise %27 kontenjan azaltılmış.  Siyaset programlarındaki toplam kontenjan azalması %27 olmuş.  Burada ilk bakışta oldukça cesur bir indirim yapılmış gibi görünüyor.  Fakat ben hala 22,000 siyaset mezununun ne yapacağını merak ediyorum.  YÖK boş kalan kontenjanları aşağıya çekiyor ama hala kontenjanları ülke ekonomisinin ihtiyaçları doğrultusunda planlamıyor.

Daha vahimi, öğretim üyesi sayısı ile desteklenemeyen kontenjan sorunları devam etmekte. Örneğin Dicle Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümüne 3 öğretim üyesi ile 80 örgün öğretim, 50 de ikinci öğretim kontenjanı verilmiş. Bayburt Üniversitesinin Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi programında 3 öğretim üyesi bulunuyor, fakat 60 örgün öğretim, 60 da ikinci öğretim kontenjanı verilmiş. Sivas Cumhuriyet Üniversitesinin Kamu Yönetimi bölümünde 3 öğretim üyesine karşılık 80 örgün öğretim ve 40 ikinci öğretim kontenjanı görülüyor. Ordu Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi programı da 3 öğretim üyesi ile 55 örgün ve 40 ikinci öğretim kontenjanına layık görülmüş. Gaziantep’te ise 3 öğretim üyesi ile Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimine 50 kontenjan verilirken, farklı bir program olarak listelenmiş olan Kamu Yönetimi programına da 50 kontenjan verilmiş. Siirt’te yeni açılan Siyaset Bilimi programında öğretim üyesi yok ama 40 kontenjan verilmiş. Görünen o ki YÖK devlet üniversitelerine kontenjan dağıtırken kontenjan/hoca oranına pek dikkat etmiyor, hatta program açılması için gereken asgari öğretim üyesi sayısı şartını bile gözardı edebiliyor. Öğretim üyesi yönünden yetersizliği bariz olan bu üniversitelerde siyaset bilimi programlarının olup olmaması gerektiğini tartışmamız gerekirken 60 ve üzerindeki kontenjanlarla karşılaşıyoruz. Ülkemizin gençlerine hayal pazarlanmaya devam ediliyor. 

Siyaset programları için özet kanım şu: Azaltılma gerekliliği bu kadar bariz olan bir programda bile YÖK yapması gerekenin yarısını bile yapmamış ve gereksiz şişik kontenjanları sürdürmüş. 

İktisat

İktisat, Ekonomi, Çalışma Ekonomisi, Ekonometri ve Ekonomi-Finans programlarına baktığımızda bu programların geçen yıl toplam doluluk oranlarının %50 civarında olduğunu görüyoruz.  YÖK bu programlarda oldukça önemli kontenjan azaltmaları yapmış. Vakıflarda %16, devletin örgün öğretim programlarında %26, açıköğretimde %63, ikinci öğretimde ise %68 ile toplam iktisat kontenjanlarında %39 indirime gidilmiş. Fakat geçen seneki doluluk oranını düşünürsek, burada da YÖK’ün tüm yaptığı geçen sene dolmayan kontenjanları eksiltmek olmuş. Bu ülkenin her yıl 15,000 iktisat mezununa ihtiyacı olduğuna dair bir çalışma ekonomisi raporu görmedim—görmeyi de beklemiyorum.

Geçen sene doluluk oranları düşük olan ve eşit ağırlıklı puan ile öğrenci alan birkaç bölüme daha baktım. 

  • Adı sadece “İşletme” olan programların 21,309 olan toplam kontenjanına 11,283 öğrenci yerleşmiş iken, bu sene toplam kontenjan 13,842 olmuş.
  • Sosyolojide 11,728 kontenjanın sadece 7,084’u dolmuş iken 8,176 kontenjan verilmiş.
  • Felsefe programlarında 5,950 toplam kontenjanın sadece 2,304’u dolmuş iken, bu sene bu programlara 3,315 kontenjan verilmiş. 
  • Arkeolojide 3,416 kontenjandan 1,195’ı dolmuş iken, bu sene 1,612 kontenjan verilmiş.

Bu örneklerden de görüleceği gibi, YÖK dolmayan programların kontenjanlarını belirlerken geçen seneki yerleşen sayısının epey üzerinde kontenjanlar belirlemiş.  Adayların “kontenjanlar azaldı” diye kaygılanmasına gerek yok. Zaten dolmayan kontenjanların sadece bir kısmı azaltılmış.  YÖK ülkenin gelecekteki ihtiyaçları doğrultusunda bir kontenjan çalışması yapmamış; sadece kozmetik bir çalışma ile yerleştirme sonrası doluluk oranlarının daha yüksek çıkması yönünde çaba sarfetmis. Kontenjanları geçen seneki doluluk oranları belirlemiş.  Yani aslında YÖK kontenjanları programların geçen seneki popülerliklerine bakarak (bir nevi halk oylaması ile) belirlemiş! Daha fazlasını beklerdim.

YÖK’ün bir gelecekte istihdam beklentileri çalışması ile kontenjan belirlemesini beklemek fazla iyimserlik olabilir.  Ama kontenjanları belirlerken öğrenci/hoca oranını dikkate almamayı sürdürmesini anlamak zor.  Eğitimin sadece öğrenci sayıları ile ölçülmediğini, öğretim üyesi-öğrenci oranının son derece düşük olduğu okullara yüksek kontenjanlar vermeye devam etmenin var olan sorunları artırdığını görmelerini beklerdim.  Haydi onu da yapamıyorlar, en azından YÖK’un kendi koyduğu kuralları devlet/vakıf ayrımı yapmadan uygulamasını beklemek hakkımız olmalı diye düşünüyorum. Öğretim üyesi sayısı yetersiz programlara öğrenci yüklemeye devam etmenin ne bölümdeki az sayıdaki hocaya ne o bölüme beklentiler ile gelen öğrencilere, ne de ülkeye faydası yok (hatta zararı var).  Vasıflı mezun yetiştirmek istiyorsak, en azından asgari şartlara ve öğrenci-hoca oranına dikkat etmemiz gerek.

Öğretim Üyesiz Programlar

Bırakalım asgari öğretim üyesi sayısını, 2019 kılavuzuna göre birçok program sıfır öğretim üyesi ile açılmış.  Kanımca bu bir skandaldır.  Buraya sadece birkaç örnek alıyorum.  Umuyorum ki kılavuz hazırlanırken maddi hatalar yapılmıştır ve bu programları tercih edecek öğrenciler heyecanla yeni üniversitelerine gittiklerinde karşılarında öğretim üyesi bulabileceklerdir. 

  • Ankara Medipol Üniversitesi: Beslenme ve Diyetetik, Psikoloji, Hemşirelik
  • Ostim Teknik Üniversitesi: Makine, Bilgisayar, Elektrik-Elektronik Mühendisliği (Not: Talep üzerine üniversitenin web sitesinden bu bölümlerde dörder öğretim üyesi olduğunu teyit ettim. Dolayısıyla kılavuzdaki bilgi yanlış. Bir aydır yayında olan kılavuzdaki bu yanlışın bu blog yazısı üzerine farkedilmiş olması beni sevindirdi.)
  • Tarsus Üniversitesi: Uluslararası Ticaret ve Lojistik, Bankacılık ve Finans
  • İstanbul Gelişim Üniversitesi: Dil ve Konuşma Terapisi, Mütercim-Tercümanlık, Gerontoloji, Yeni Medya ve Gazetecilik
  • Ufuk Üniversitesi: Psikoloji
  • ODTÜ Kuzey Kıbrıs: İşletme

Veri Kirliliği

Bu seneki Tablo 4’ü geçen seneki Tablo 4 ile karşılaştırdığımda, olası bazı hatalar farkettim. Örneğin:

  • Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Ziraat Mühendisliği programlarında geçen sene 21 olarak görülen öğretim üyesi sayısı bu sene 0 olarak girilmiş.  Bölüme bu yıl da 40 kontenjan verildiğine göre, 21 öğretim üyesinin hepsinin emekli olduğunu veya başka bir okulda görevlendirildiğini sanmıyorum. Tabii geçen sene 45 kontenjanın ancak 28’ini doldurabilen bir bölümde 21 öğretim üyesinin ne yaptığı sorusu da önemli. 
  • Benzeri şekilde, Çanakkale Onsekiz Mart Su Ürünleri Mühendisliği programında geçen sene 26 öğretim üyesi varken bu sene için 0 girilmiş—bu doğru olamaz. Bu bölüm geçen sene 20 kontenjan ile 4 öğrenci almış, bu sene ise kontenjanı 15. Geçen sene sadece 4 kişinin tercih ettiği bu bölümde 26 öğretim üyesinin bulunmasını açıklamak oldukça güç. 
  • Benzeri şekilde geçen sene 84 öğretim üyesi görülen İzmir Bakırçay Üniversitesi Tıp fakültesinde bu sene 1 öğretim üyesi girilmiş—bu da doğru olamaz. 
  • Hacettepe’nin Uluslararası İlişkiler öğretim üyesi sayısı ise geçen yıl 12 iken bu yıl 0 girilmiş, ki bu da doğru olamaz çünkü bölüme 80 kontenjan verilmiş. 

Örnekleri artırmak mümkün ama gereksiz. Kılavuzdaki öğretim üyesi sayılarının güvenilir olduğu konusunda şüphelerim var.

Kapatılan (Dondurulan) Programlar

Geçen seneki kılavuz ile bu senekini kıyasladığımda, bazı programların kapatılmış (veya dondurulmuş) olduğu dikkatimi çekti.  Birkaç örnek vermek istiyorum.

  • Kontenjanlarına tek haneli sayıda öğrenci yerleşen Çorum İşletme, Siirt İktisat, Bitlis İktisat ve İşletme, Erzincan İktisat ve İşletme, Antep İşletme, Iğdır İktisat, Tunceli İktisat, Burdur İşletme, Karabük Uluslararası İşletmecilik, Tunceli İşletme, Bingöl İşletme, Batman İktisat, Sivas Ekonometri, Sinop İşletme, Artvin İktisat, Iğdır İşletme, Gümüşane İktisat,  Bayburt Maliye, Burdur ve Çukurova Konaklama İşletmeciliği ile Ardahan Eşit Ağırlıklı programları ve Giresun Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik programları bu yıl öğrenci almıyorlar.
  • Kontenjanlarına 1 ila 5 öğrenci arasında yerleşen Ardahan, Bilecik, Sinop, Zonguldak, Aksaray, Bartın, Bitlis, Yozgat ve Karaman Arkeoloji programları bu yıl öğrenci almıyor. (Bu programların neden açıldığını merak ediyorum.)
  • Sivas Üniversitesi Antrolopoji programının 65 kontenjanına 5 öğrenci yerleşmiş, bu yıl alınmıyor.
  • Giresun’da Moda Tasarımına geçen yıl 3 öğrenci yerleşmiş, bu yıl alınmıyor.
  • Trakya’nın 2 yüksekokulundaki İşletme Bilgi Yönetimi programlarına 7 ve 4 öğrenci yerleşmiş, bu bölümlere bu yıl öğrenci alınmıyor.
  • Dicle, Düzce, Bingöl Tarla Bitkileri programları ile, farklı Ziraat Fakültelerinin 14 programına bu yıl öğrenci alınmıyor.

YÖK’ün nisbeten zor olan program dondurma kararları vermesini takdir ediyorum.  Fakat bu dondurulan veya kapatılan programlar ülkemizde yükseköğrenimin nasıl plansızca büyüdüğünün de bir göstergesi.  Hiç açılmamış olması gereken programlar yavaş yavaş kapatılıyorlar. Zararın neresinden dönülse kardır diyorum.

Ocak ayındaki yazımı bitirirken şöyle yazmışım: “Özetle, o muhteşem ataletin bu çarpık sistemin -belki birkaç kozmetik değişiklik ile ama temelde- tüm çarpıklığı ile devam etmesini sağlayacağından korkuyorum.” Maalesef korkularım büyük ölçüde gerçek olmuş.

Yazının başında sorduğum sorunun cevabı ile bitireyim.  YÖK’ün karnesi maalesef pek iyi değil. 

  • Sınav değişikliklerini en azda tutarak sistemi rahatlatma: A
  • Vakıf Yükseköğretim Kurumları Raporu yayınlayarak bilinçli tercihi destekleme: A
  • Devlet Yükseköğretim Kurumları Raporu ile adaylara simetrik bilgi verme: İ (Tamamlanmadı )
  • Dolmayan programların kontenjanlarını aşağıya çekme: B
  • Popüler olmadığı netleşen bölümlere öğrenci alımını dondurma: B
  • Gerekli olmadığı belirgin hale gelen fakülteleri kapatma: F
  • Açık ve Uzaktan Öğrenimi olması gerektiği seviyeye kısıtlama: C
  • İkinci Öğretimiolması gerektiği seviyeye kısıtlama: D
  • Kontenjanları öğretim üyesi sayısına göre dağıtma: D
  • Vakıf ve devlet üniversitelerine aynı standartları uygulama: D
  • Kontenjan belirlerken ileriye dönük istihdam projeksiyonları kullanma: F
  • Kontenjan belirlerken üniversiteler ile birlikte çalışma: F
  • Barajlar ile program girdilerilerini kontrol etme: C
  • Mezuniyet sınavları ile program çıktılarını ölçme: İ (Tamamlanmadı)
  • Yatay geçişleri kolaylaştırarak yanlış programa yerleşen öğrencilere ikinci şans verme: A

Çok fazla paydaşı olan YÖK’den belki de daha fazlasını beklememek gerek, ama “Yeni YÖK” birçok konuda doğru adımlar atarak bizlere epey ümit vermişti.  Umarız kontenjanlar konusunda da doğru adımlar devam eder.

Erhan Erkut, 13 Temmuz 2019

Yazar Hakkında

Erhan Erkut

3 Comments

  • Merhaba, kontenjan konusunda aklıma takılan bir şey var. Bilkent üniversitesindeki tam burslu mühendislik programlarının (yanlış hatırlamıyorsam) tamamının kontenjanı azaltılmış. Bunun sebebi ne olabilir? Bilkent nitelik konusunda da iyi bir üniversite. Neden azaltıldığını pek anlayamadım.

  • Psikoloji bölümüne üvey evlat muamelesi mi gördünüz hocam? Hukuk, işletme ile ilgili düşüncelerinizi yazıp psikolojiyi bırakmışsınız.

Bir Yorum Yazın